8 Mart

8 Mar

Vedatovski…

Yine kar yağıyor deli gibi..Aynı 5 yıl önce bugün bizi bırakıp gittiğin günkü gibi..
Gidişinin haberini alışım hala hafızamda, kalbimde, gözlerimde capcanlı..düşününce aynı kalp acısını yaşıyorum..Hani derler ya kalbime bir bıçak saplandı diye..Doğruymuş, insan kalbinin bir bıçakla oyulduğunu hissedebiliyormuş..bir kez oldu bana da..

Aradan 5 koca yıl geçmiş..Anıyoruz seni, eski günleri, komik olayları, senin farklı, kimi zaman da tuhaf fikirlerini..Gülüyoruz komikliklerine..Sonra devam..hayat..Acayip geliyor bu kadar kolay devam edebilmemiz, korkutucu geliyor zamansız bir kayba bu kadar kolay alışabilmemiz. Alışmak da değil ne desem? Kabullenmek mi? Bizim başımıza gelmesi mi? Senin başına gelmesi mi? Bu kadar ani olması mı? Olayın acımasızlığı mı? Yitip gitmesi mi? Neresinden tutsan elinde kalan bir hikaye..Çok saçma..

Evlenip evimize taşındığımızda beni o mutlu anlarımda tek burkan bir şey vardı, o caaanım terasın tadını çıkaramıyacak olman ve olmamız beraber..Kışları şömine keyfinde elinde bir kadeh kırmızı şarabıyla anlatıp duran bir Vedat olmalıydı mesela, müzikleri o ayarlamalı, illaki ahkam kesmeliydi, iyide müzük dinletirdi haa, tam şömine moduna uygun :) Kesin viskiye de başlardın sen Mehmetimizle, o ayrı ukala sen ayrı, elinizde bardaklar ne çene çalardınız karşılıklı..Arda’yı tanımanı isterdim çok..Arda seni bilsin isterdim..”Ledat” derdi sana herhalde şimdiki aksanıyla..Karıların dırdırından, bebelerin vızıltısından sıkılıp Mehmetimizle içmeye gidin isterdim arada bir..Özeliniz olsun, erkek erkeğe dayanışmanız olsun isterdim..Üniversite yıllarımıza dönüp yeniden her anı doya doya yaşayalım isterdim…

En kalıcı şey zihnimde senden, sesin..Yüzünü kimi zaman tam hatırlayamıyorum ama ses kulaklarımda çok taze, çok net..Babuna seslenişin, telefona çıktığında ki “alo”n, Babun’ u veya bir olayı taklit edişin..Arada bir kayan almancı aksanın…

Uzun lafın kısası..bir boşluk kaldı senden sonra..kelimenin tam anlamıyla boşluk..hisler bile boş geliyor çoğu zaman..

Hiç bir yere yazmamıştım gidişini, konu etmemiştim..ama bu sayfa gittikçe daha bir özel olmaya başladı benim için, biliyorum Arda bir şekilde okuyacak tüm yazdıklarımı bir gün, tüm yasaklara rağmen..İstedim ki okusun hissettiklerimi..okusun ki sorsun seni, ben de anlatayım..

Etiketler:

>belli mi olur??

1 Mar

>İçim şişti diye yazdığım öğlenin akşamüstüsünde blogspot kapanıyor havadisleri ve bir çok kişinin sayfa taşıma haberlerini aldım..
Henüz çalışıyor blogspot ama paranoya yaptım ve internet gurusu kocama taşınma işini yükleyerek wordpress e kopyalandım.
Olur a toz olursak bu diyardan..buradayız:

www.ardatotisi.wordpress.com

>İçim şişti!!

1 Mar

>Bugün içim şişik..Kimseyle konuşasım yok beni şişiren davaları…Sadece buraya yazasım var, ne garip, günlük tutar oldum.. Arda’ nın yuvada ilk günü..Aldığım havadisler fena değil aslında..İdare eder yani. Öğle yemeğinden sonra babası alıp eve götürecek..Ben de duramayacağım sanırım..öğle aramda yuvaya gidip neler oldu, neler bitti bir soru yağmuru yağdırasım var..

Kaka sorunu artık beni cidden mutsuz ve huzursuz yapıyor. Sıtkım sıyrıldı diyebilirim..Dokunsan ağlayacağım..Dokunmana da gerek yok, düşündükçe zaten gözlerim doluyor, allak bullak oluyorum..Sokol denen ilacı -bildiğin vazelin, sıvı vazelin- kullanmaya başlayalı bu akşam tam 1 hafta olacak, her gün 1 doz artırarak dun 6 doz verdik..Bu akşam 7. Çıkabileceğimiz üst limit zaten 8 doz, yani yarın son. Dün doktorumuzla konuştum, 9 gün oldu kaka yapmayalı, ilaca başlayalı da neredeyse 1 hafta olacak, lavman yapsak mı? dedim…Bekleyelim dedi…Ama yuvaya başlayacak, huzursuz olsun istemiyorum dedim, olmaz boşver dedi..Ama bugün Fatoş’ la konuştuğumda kakası geldiği için huzursuz olduğunu, herzamanki gibi tutmak için kendini kastığını ve sınıftan çıkmak istediğini söyledi…Hiç iyi değil..

Keşke Memo kadar rahat olabilsem..
-”Ayy ne olacak bu kaka işi?!?!”
-”Yapaaar, merak etmeee..!”

-”Nasıl olacak yuvaya alışması, ne kadar sürecek?!?!”
-”Alışııır, merak etme seeen..”

Bu kaka meselesini detayları ile yazacağım, hallettiğimizde ama…İlaçları, geçtiğimiz aşamaları..Belki birilerinin de işine yarar, ama şu an hiç birşey yazmak istemiyorum bu konuda..Sinirlerim bozuluyor..Halledince, umarım yakın bir zamanda, yazarım, ooh neyseki bitti gitti diye de bir sevinçli son nidası atarak..

Şimdi öğle arası olsun diye dakikalar sayıyorum, kendimi yuvaya atacağım, bizimkisi eve gitmiş bile, 2 kez kriz çıkmış toplamda…Haydi hayırlı olsun diyelim..

>Paranoid

23 Şub

>Pek keyifsizim bu aralar..pfffffff!!

Hastalık geçti mutluyum ama..
Kafam bir dolu şeyle meşgul..
O bir dolu şeyin bazısı canımı sıkıyor, bazısı sabırsızlıkla karışık huzursuzluk yatarıyor..
Olmasını beklediğim bir kaç gelişme var..onlar huzursuzluk yaratıyor asıl..
Negatif yönüm ön planda bu aralar..
Şu bir-iki ay sanki zor geçecek gibi geliyor..
Dedim ya negatifim..olumlu bir şekilde karşılayamıyorum günleri, gelişmeleri bu aralar..
*
Tek keyifle yaptığım şey bu aralar;
Akşamları Arda uyuduktan sonra kendimi tek başıma yatağa atıp, karanlıkta Grey’s Anatomy seyretmek..
Sanki o hastanede yaşıyorum ben de..
Bütün “attending” ler arkadaşım..
Amelyatları gözümü kırpmadan izliyorum..
Bazı yerlerde yuvarlanıyor gözlerimden yaşlar pıtır pıtır,
Bazen koca bir sırıtış yapışıyor yüzüme..
Uyku durumuna göre 1, 2 veya 3 bölüm peşpeşe..
Yanında süt ve Oreo da varsa, ooh suyundan da koy!
Bir de arada gizli gizli “Arda cerrah olsa, şöyle havalı bir doktor olsa” diye içimden geçiriyorum..
Yo yoo, hokkabaz da olsa onu bağrıma basacağım tabiki, ama meslek arayışında biraz karışır mıyım ki acaba? Bilemiyorum..gıcık anne olmak istemiyorum ama ne güzel olur be şööyle havalı bir kalp damar cerrahı olsa?? :)
*
Bir keyifli olay da dün akşamki Kıtır kaçamağımızdı..
Yoga sonrası Banu-Cenk-Memo-Ben, bebeleri satıp Kıtır’ a gittik.
Ne zamandır aşeriyorduk Banu’yla..Kokoreç-bira!
Hem vedalaşalım hem de 2 çift laf edelim dedik..
Çok iyi geldi bünyeye..
Bar bar iyi müzik dinlemek, ses duyurabilmek için yüksek volümlü konuşmak, kokoreçleri mideye gömmek, herşeyden ama yine de bebelerden konuşmak..
Üniversite zamanı okul sırası yerine ahşap bank-masalarında dirsek çürüttüğüm, biraları, sigaraları birbirine eklediğim canım Kıtır’ da 2 gebeş yanyana oturup bira içmek, oğulların sünnetinden bahsetmek, epidural muhabbeti yapmak çok komikti..
*
Uf Banu bee, ne güzel geçiriyorduk şurda gebeliği beraber, yoga filan takılıyorduk diyeceğim, ühü böhü yapacağım ama yapmayayım, gereksiz duygusalım bu ara..su gibi gidip gelin, kucakta sağlıklı bir oğluşla, paçanızda bülbül gibi ingilizce öten Mira’yla işallah :) Haa bir de geldiğinizde bizim kız 1 haftayı geçmiş olsun haaa!!! ;)
*
Kıtır’da dinlerken çok özlediğimi farkettiğim ve sözleri de günün anlam ve önemine uyan bir Garbage klasiği ile bitirelim bugünkü postumuzu..Kökleyin sesi!!!

http://dailymotion.virgilio.it/swf/video/xcytfj?theme=none
Garbage – I Think I’m Paranoid
Caricato da Warner-Music. – Guarda gli ultimi video musicali selezionati

>Feleğimin şaştığı gün

14 Şub

>Hamileyken grip olmak fenaymış, hamileyken grip olup, ağır grip olan çocuğuna bakmak daha da zormuş..Kazan gibi olan kafayı, çuval olan vücudu bir yere yaslayacak yerde, tüm gün sadece su ile beslenen çocuğa bir şeyler yedirebilmek için taklalar atmak pek yürek tüketiciymiş..Ve de sanırım 2.5 yaş gribi daha bir zorluyormuş anne-babayı…
Ne burna fısfıs yapmak mümkün, ne bir kaşık çorba içirmek..Ahh ah otribebe bilem yapardık biz eskiden..kuzu kuzu yatardı düdük…
Mira’ nın doğum gününde mızmızlık ve ağlama ile başlayan, akabinde 39 lara çıkan ateş ile ilerleyen serüvende gebelikten mütevellit pek bir zayıf hissediyorum kendimi…kondisyon sıfır..mücadele, mukavemet hak getire..
Umarım kimseye bulaştırmadık, zira ben bu virüsü eve getirene feci kılım..kimse de bize kıl olsun istemem..

Birde hastalanınca, tüm sıfatlarımdan arınıp sadece “annemle babamın kızı” olasım geliyor…bir kaç günlüğüne de olsa…

>İtiraf ediyorum!!

10 Şub

>Hülya kadın dürtmüş, itiraf et diye..Çocukla, annelikle ilgili, yada onlardan arınmış olarak sadece kendimle ilgili bazı itiraflar:

Bu blogu hatıra kalsın diye ve aile, akraba, tanıdık kümesi okusun diye açmıştım. Başta aile olmak üzere diğer ekipten de pek ilgi görmeyince bayağı bir bozulmuştum ilk başta.İtiraf ediyorum kıl olmuştum! :) Artık hiç sallamıyorum, hatta bazen iyiki okumuyorlar diyorum, daha rahat yazıyorum bazı şeyleri..

İlk başlarda hiç yorum almazdı yazılarım, sallamazdım, dedim ya maksat anı olsundu, aile okusundu..Artık sağolsun bazı okuyanlarım, yorum yapanlarım var, kumanda panelinde yorum bırakıldığını görünce sevindirik oluyorum :)

Rahat ve “cool” bir anne olduğumu söylerler, düşününce aslında gayet de rahatsız ve “anti-cool”  bir anne olduğumu farkediyorum kimi zaman. Kafası karışık, bir kaç doğru arasında tıkanmış, içinden gelenlerle okudukları arasında gidip gelen, pimpirik bir anneyim çoğu zaman. Ama karakter icabı beni tanıyanlar yere göğe koyamıyorlar beni, aman da ne rahat, ne kendine güvenlisin diye..Bozmuyorum, pişkince sırıtıp öyleymiş gibi yapıyorum :)

Arda’ nın tırnaklarını banyo sonrası salonda kanapenin üstünde kesiyorum. Bir arkadaşım pis bir pasaklı olduğumu söyledi, öyle miyim hakikaten? Ne olur onun tüy gibi tırnağından yahu? Görünmüyorlar bile!

Zor ve buhranlı bir lohusalık geçirdim…Bir kaç kez terasta güneş banyosu yaparken “ya elimden kaysa düşse? ya ben delirip aşağıya atsam..?” gibi zırdeli düşünceler geçmişti kafamdan..Akabinde oturup hüngür hüngür ağlamıştım..Sonradan bunun bir çok yeni annede olduğunu, beynin sevginin sınırlarını ölçtüğü ile ilgili yazılar okumuştum ama yinede kendimi korkunç hissetmiştim..Kimseye itiraf etmemiştim bunları..

Yine lohusalık çarpmasından korkuyorum. Yine meme yaraları olur, süt işini kafama takar, iğrenç bir buhrana girerim diye korkuyorum..Evet hep bir ağızdan : “İkinciler daha kolay, sen tecrübelisin vs vs..” Olsun ben yine de korkuyorum..

Tekrar gelinlik giymek istiyorum. Düğünden sonra bara ordan çorbacıya bile gelinlik ve hatta duvağımla gittim (gelinlikte dil çorbası lekeleri vardı) yine de doyamadım…Bir daha gelinlik, bir daha düğün isterim!

Kendi çocuğumu yalayıp yutmama, öpücük manyağı yapmama rağmen çok çocuk delisi bir insan sayılmam. Yakın arladaşlarımda olsa kimsenin çocuğunu mıncırmam, öpücüğe boğmam, uzaktan severim, kimi zaman iletişim bile kuramayabilirim..bu da soğuk nevale izlenimi bırakıyor olabilir.. (itirafdan ziyade self criticism oldu)

Mutfak tezgahı konusunda hastalık derecesinde titizim..1 çöp, 1 damla su, 1 ufak kırıntı olmayana kadar ovarım. Evin heryeri batık olsun önemli değil, tezgahım pırıl pırıl olmalı..Çok tepki çekerim bu yüzden. Memo ve arkadaşlarım dalga geçerler aşındı tezgah diye…Kimi zaman insanlardan gizli silerim, manyak demesinler diye. Onlar yanımdaylen az silip sonra bir punduna getirip yanlız kalınca huşu içinde devam ederim..Çok pis bir hastalık!

Çocuksuz hayatımı özlüyorum kimi zaman. Kocamla cicim aylarımızı, öpüş kokuş hallerimizi, ilk evlendiğimiz zamanları, evimizin arkadaşlarla dolduğu, kapıyı çat diye çekip çıktığımız, kafamıza göre takıldığımız zamanları..hatta evlilik öncesi yahu..evet evet o “single” zamanları da çok özlüyorum! Bar kuşu Itır’ı, mavi boncuk dağıtmayı, flörtün dibine vurmayı, kızlarla çatlayana kadar eğlenmeyi özlüyorum, kayıtsız şartsız hayatımı özlüyorum.

Türkiye’de geleceğimizden çok korkuyorum, çocuklarımı bu ülkede yetiştirmek istemiyorum.

Hamilelikte garip bir his büyüttüm içimde. Yeni geleni Arda’ dan daha az sevecekmişim, daha doğrusu onun kadar sevemeyecekmişim gibi hissediyorum. Bazen Arda’ ya bakarken gözlerim doluyor, olaydan kısmen bihaber cücenin evin tek soytarısı olarak tüm ilgiyi üzerine çekmekten dolayı duyduğu sevinç yüreğimi burkuyor..

Uyku ve yemek konularında çoğu anne gibi çuvallamış ve başarısız hissediyorum. 4 ay (9-12 aylar arası)ferberin coşkusunu yaşadıktan sonra yitirmenin acısını çok yaşamış, sonra hemen self defence ile memede uyutmanın, beraber yatmanın yavrumun pisikolojisine ne çok faydası olduğundan dem vurmuştum..İkincide daha istikrarlı olabilmeyi diliyor, bir 3 yıl daha uyku mevzuu ile kafayı çizmemeyi umut ediyorum..(dikkat çekerim hiç iddialı konuşmadım, sadece diliyorum, arzu ediyorum, bıktım artık ileri geri konuşup tükürdüğümü yalamaktan)

Bebeleri anane-dedelere satıp tatile gidenleri, hafta sonları postalayıp 2 gün keyif çatanları hep eleştirdim ama itiraf ediyorum kıskanıyorum..Hem kendim yapamıyorum, hem bizim nene-dedeler o kadar müsait olmuyor, ama ne olursa olsun kıskanıyorum kardeşim, bi pazar sabah 11 e kadar uyuyup, tembel kahvaltı sonrası kahve-gaste yapmayı, divanda kokuşmayı özledim!!

Yıllarca ismimden utanç duydum. Çok alay edildi, kafiyeli saçma sapan dörtlükler üretildi ismimle. Kapıcımız “Hıtır” derdi diye abim ve kendisinin bunu yaydığı bütün yüzme camiasında lakabım “Hıdır” olarak kaldı..Kompleksim büyüdü büyüdü..Lisedeyken 18 ime gelip mahkemeyle ismimi değiştirme kararı almıştım..İsmimi “Melissa” yapacaktım!! :) Artık isim kompleksini aştım, yine de çocuklarıma kolay anlaşılan, kolay telaffuz edilen, “Haa? O ne be?!” diye soranlara 40 kere isimlerini tekrar etmelerine olanak tanımayacak isimler seçmeye gayret ediyorum.

Haa, bir de feci tekila aşeriyorum!!!

Ben kimi dürtsem? Aslı ve Selen’ in annesi Zeyno, Fili tuttuğu yerden Çok bilmişi ve Sarı çizmeli’ yi dürtelim bakalım..

>Trende

8 Şub

>

Oldum olası sevmişimdir treni. Küçüklüğümde bir kaç kez bindiğimi ve acayip heyecan yaptığımı hatırlıyorum. Hatta bir seferinde ben ufakmışım annemle yatıyormuşum, abim üstte yatıyormuş, gece BAMM diye bir sesle uyanıp, yerde abimi düşmüş ama halen uyuyorken gören annem şok geçirmiş :)

Sonrasında üniversitede İstanbul’ a konsere gitmek için bir kere kalabalık bir güruh trene binmiş, restoranı talan etmiştik..Bira patates..Sigara da içiliyordu o zaman..Ben de tabii..pofur pofur…Ne feci!

Sonracığıma İzmir’de yaşarken en verimli tren çağımı yaşadım. O zaman ucuz biletli bilmemne jetler yok, Globally ours “Türkiş” çok pahalı, otobüsten nefret ediyorum..İmdadıma yataklı yetişmişti. Bir kaç kere o zaman “çıktığım çocuk” olan baba Toti ile de İzmir-Ankara yapmıştık, pek keyifli, pek maceralı olmuştu ;) Yurtdışında da yataklı olmasa da bol tren gezim olmuştu.

Neyse, geçen İstanbul’ a giderken en mantıklı yol tren geldi bize. İstanbul’ da park sorunu, Ortaköy’de gayet merkezi bir yerde olmamız, taksinin Ankara’ya göre ucuzluğu filan derken tamam dedik trenle gidiyoruz!

Çok heyecanlandım, Arda adına..Nasıl bulacak, eğlenecek mi, sevecek mi?

Ankara tren garında hüzünlendim..Bomboş, bir japon turist grubu, bir biz. Keşke Avrupa’ daki garlar gibi kalabalık olsa, bir yığın tren olsa, millet ordan oraya koşuştursa..Keşke Atatürk’ ün dediği gibi yurt demirağlarla örülmüş olsa, benzin canavarı otobüslerle değil, medeni medeni trenlerle yolculuk yapsa yurdum insanı..Ama tabii, “komünist işi demiryolu” nun ne işi var benim canım memleketimde? En dışarıya bağımlı olabileceğimiz hangi yol varsa onu benimemeliyiz biz.. her konuda..Çağ atladık ya, gurur duyuyorum!

Arda’ ya bol bol anlatmıştım zaten..Garın büyüklüğünden ve büyük saat panosundan çok etkilendi zaten daha ilk başta..Treni görünce hayranlığı 2 kat arttı. Vagonumuzu bulduk, kondüktörümüzle tanıştık, odamıza yerleştik, Dodo dayıya el salladık pencereden, 8 kez filan aşağı inip çıktık, derken yan odamızda kalan yaşlı amcadan azarı işittik! Arda’ nın sevinç ve heyecan çığlıkları adamı çok rahatsız etmişti..Olabilir, tek anlamadığım neden insanlar uyarılarını bağırarak ve tersleyerek yaparlar..vede suratımıza kapı çarparak? Açıkçası gürültü ve etrafı rahatsız etme konusunda aileden çok hassas büyümüş ve bu hassaslığını koruyan ben, henüz tren kalkmadığı için biraz geniş davranmıştım..Hemen mi uyumuştu acaba emüce?

Neyse azarı işitince Arda’yı susturum ve restorana yollandık..Bir baktık Aylin Aslım. Ünlüler de kullanıyor treni, ne güzel! Bira istedik, patates, sigara böreği ile..tren klasikleri..Arda’ ya meyve suyu. Ben de tren şerefine bi ufak bira patlattım :)

Arda’ nın keyfine diyecek yok..Camlardaki ay yıldızları sayıyor, 1 aydede..2 aydede…3 aydede…

Baba Toti’yi restoranda bırakıp odamıza döndük, vagon aralarındaki otomatik kapılara bitti bizim cüce..Zorla odaya sokmasam sabaha kadar treni arşınlayıp kapı açtırıp kapatacaktı düdük!

Yataklarımız yapılmış, mis gibi çarşaflar yayılmıştı. Minik lavabomuzda dişler fırçalandı, pijamalar giyildi, buzdolabımızdan içindeki gofretler Arda’ ya gösterilmeden sular alındı ve yatıldı..Biraz sonra Memo geldi ve üst yatağa kuruldu..Fakat o da ne? Hem göbeğim hem yanımda küçük Toti ile yatağa zor sığıyorum, e tabi pek de minyon sayılmam…Dönemiyorum, tek tarafa yatmaktan kolum uyuşuyor, fenalık basıyor…Yine de ses etmedim, ben sığamıyorsam Memo hiç sığamaz Arda ile yanyana deyip sabaha kadar sabrettim..az uyudum ama yine de cadılaşmadım, benim için enteresan bir durum ;)

Sabah Haydarpaşa’ ya inmek çok keyifliydi..Büyüleyici bir yapı..Kendimi yurtdışında zannettim..Neden? Çünkü orda “eski” korunduğu için hep bu tip yapılar içindesin, eskiyi yakıp yıkıp, bana hep kara para aklama hissi veren dışı aynalı plazalar, hilkat garibesi yapılar dikmiyorlar da ondan..Gene bomboş bir gar..hüzünlü..ama çok güzel.

Taksiyle geçeriz karşıya, yükümüz çok demiştik..Haydarpaşanın önündeki şu meşhur Anadolu’dan gelenlerin avel avel bakındığı sahnelere zemin hazırlayan merdivenlerinde foto çekerken vapurlara takıldı gözümüz. “Ne taksisi yahu! Atalım kendimizi bir vapura, heeyy simit de var orda bak!” diyerek pılımızı pırtımızı, sadece gündüz uyur belki diye yanımızda taşıdığımız puset ve Arda’yı kapıp bindik vapura. Eminönü vapuruymuş, 10 dakika sonra Kadıköy’ de durup vapur değiştirerek Beşiktaş’ a gidebileceğimizi öğrendik, Hurra öbür vapura..eziyet değil..keyif!

Pazar sabahı ya, vapurlar bomboş, tek tük insan..Bizimkisi kızkulesine bir beste yapmaz mı? Vapurdaki az buz insanın gülümsemeleri eşliğinde kızkulesi şarkısını şakıyarak geldik Beşiktaş’ a…

Sonrası malum..yazmıştım..

Dönüşte Baba-oğul Totiler koyun koyuna yattı, ben yukarki ranzada göbeğimi devire devire uyudum, çok daha rahat ettik. Restoranda Mehmet Ali Alabora ve ailesi ile döndük. Demek ki ünlüler gerçekten seviyor treni..Bu arada yakından çoook yakışıklı..deniz gibi gözleri var!! Annesi, eşi ve birkaç yakını vardı yanında. Harika rakı masası kurdular, bir ara sendika muhabbeti döndü..Sevdim bu adamı ben! ;)

Not 1) Trenlerde toplantı vagonları bile varmış. Mesela bir şirketten bir grup şehir dışına gidiyorsunuz. Yataklı vagonunu personele kapatabilir, restoranda yemek yiyebilir, toplantı vagonunda toplantınızı yapabilirsiniz..ne hoş değil mi?
Not 2) Gayet temiz..ortak kullanılan tuvaletler de tertemizdi. Eskilik pislik olarak algılanmamalı, mesela lavabolardaki karalık kesinlikle pislik değil, sadece eskilikten oluşmuş sıyrıklar..

Ana fikir – 1)Treni seviniz, tercih ediniz, kıç ağrıtan otobüsle kıyas bile götürmez!
Ana fikir – 2)Çocuklar sürekli hikayelerini okudukları, resimlerini gördükleri trene bayılıyorlar..Güzel bir deneyim..

 

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.